Navigate / search

I. Bir İnsan Hakkı Olarak Katılım

Katılım, insanların yaşamlarını etkileyen toplumsal, siyasal ve ekonomik gelişmelere dair söz sahibi olmaları açısından temel bir insan hakkıdır. Bu yönüyle de hem kamu kurumları ve yurttaş ilişkilerinde hem de yurttaşlar arasında belli bir güç ve yetki paylaşımını gerekli kılar. Günümüzde pek çok ülke temsili demokrasi ile yönetilmektedir. Genel anlamda temsili demokrasi, seçimler yoluyla görev başına gelen vekillerin parlamentoda halkı temsil etmesidir. Halk, milletvekili seçimleri, yerel seçimler ve referandum yoluyla katılım gösterir. Çoğulculuk, halkın egemenliği, yasalar önünde eşitlik, adalete erişim hakkı, özgür ve adil seçimler, toplumsal refahın ve örgütlenme ve ifade özgürlüğü haklarının sağlanması demokrasinin temel ilkelerini oluşturur. Halk egemenliği ilkesinin bir sonucu olarak seçilmişlerin yetkileri Anayasa ve yasalarla sınırlandırılmıştır. Örgütlenme özgürlüğüne sahip yurttaşlar farklı eğilimleri temsil eden siyasal partilere üye olabilir, çalışmalarına katılabilir ve siyasal katılım haklarını daha geniş bir çerçevede kullanabilir. Gelişkin bir demokrasiye sahip ülkelerde sivil toplum devletten ayrı, halkın görüşlerini ifade edip tartışabileceği ve sivil değerler kazanacağı bir alan olarak yapılanmıştır. Sivil toplum örgütleri de demokratik katılımın araçları olarak bu çerçevede büyük öneme sahiptir.

Halkın demokratik süreçlere daha yoğun katılımını sağlamaya yönelik arayışlar katılımcı demokrasi kavramı çerçevesinde tartışılmaktadır. Katılımcı demokrasi anlayışı “halka yakınlık” ve “yerellik” kavramlarını vurgular. Bu anlayışa göre tüm yurttaşların bağlantı kurabileceği yerel yönetimler ve katılımı teşvik eden yerel mekanizmalar demokrasi açısından büyük önem taşır. Yerelde katılım biçimleri temsili demokrasinin merkezi kurumlarını tamamlar ve insanların yaşadıkları ortama dair tartışmalara doğrudan katılabilmesini hedefler. Yerel halkın ihtiyaçlarını ve taleplerini ihtiyacın belirdiği yerde karşılayabilir. Örneğin, kamu hizmetlerinin yerel yönetimler tarafından karşılanması ihtiyaçların daha net olarak belirlenmesini sağlayabilir. İnsanlara ulaşma ve onların sesine kulak vererek sorunu anlama ve çözüm üretebilme konusunda kolaylık sağlar. Halkın aktif yurttaşlar olarak bir konuyu gündeme getirebilmesi, konular hakkında görüş beyan edebilmesi katılımcı demokrasinin önemli bir boyutudur. Devlet dışındaki aktörlerin haklarını talep edip alabilmesi ve karar alma süreçlerini etkileme ve dönüştürme konusunda bir güce sahip olması düşüncesi ağırlık taşır. Bu durumda yerel yönetimler yetkilerini halkla paylaşacağı için yerel katılım biçimleri kamu kurumları ve yurttaşlar arasında güç paylaşımının somut bir örneğini oluşturur.  Yerel yönetimlerin şeffaf ve çok sesliliğe önem veren bir yönetim anlayışı ile ve STÖ’lerle işbirliği içinde çalışması halkın demokratik süreçlere katılımının artmasında önemlidir.

Katılım biçimleri, var olan yasalar yanında, insanların gündelik yaşamlarında karşılaştıkları sorunlar ve içinde yaşamak istedikleri topluma dair düşünce ve özlemlerine göre değişir. Halk katılımı genel anlamda bireysel ve toplumsal katılım olarak ikiye ayrılabilir. Oy vermek, imza kampanyalarına katılmak, resmi makamlara dilekçe vermek, yerel ve ulusal meclis üyeleri ile iletişim kurmak, sosyal medya/yeni teknolojiler yoluyla toplumsal ve siyasal süreçlere müdahil olmak, halka açık toplantılar, forumlar ve gösterilere katılmak bireysel katılım biçimleri olarak tarif edilebilir. Toplumsal katılım ise devletten bağımsız, gönüllülük esasına dayalı olarak ortak bir amaç doğrultusunda bir araya gelen insanlar tarafından gerçekleştirilen tüm eylemlerdir. Bu tanım sivil toplum örgütlerinin yanı sıra çeşitli toplumsal hareketleri ve yerel ölçekteki sivil inisiyatifleri de kapsayacak şekilde geniş olabilir.

Ancak değişik katılım biçimlerini birbirinden net bir şekilde ayırmak her zaman mümkün değildir. Örneğin, mahallesinde kent hakları ile ilgili çalışmalar yürüten bir derneğin başlattığı imza kampanyasına destek veren ve toplantılara katılan bir kişi düşünülürse, bu kişi mahallesinde karşılaştığı sorunlar konusunda söz hakkı istemekte ve kendi yaşamına dair alınan kararlara katılma doğrultusunda atılan adımlara destek vermektedir. Dolayısıyla, bu eylemin sonuçları itibariyle toplumsal bir katılım biçimi olduğu söylenebilir. Katılımın bir diğer önemli noktası da yurttaşlar arasında dayanışma ve toplumsal benlik düşüncesini geliştirmesidir. Bu nedenle örneğin gösterilere ve forumlara katılmak özgüven ve bireysel sorumluluk duygusu yanında ortak bir çabanın parçası olmak hissini de güçlendiren bir etkendir.

Devletler, yönetim biçimlerine göre halktan gelen demokratik talepleri farklı ölçülerde karşılarlar. Bundan dolayı devlet kurumları ve toplum arasında sürekli bir etkileşim vardır. Devlet nasıl toplumsal ilişkileri yasalarla düzenliyor ve yönetiyorsa yurttaşların eylemleri de katılımın doğası gereği bu yasaların ve ilişkilerin oluşmasında ve biçimlenmesinde etkili olur. Bu açıdan katılımın devletten bağımsız olarak gerçekleşmesi farklı toplumsal kesimler tarafından dile getirilen saygı görme, tanınma ve sosyal adalet taleplerinin yükseldiğini gösterir. Hali hazırda kamu kurumları tarafından belirlenmiş, çerçevesi farklı ülkelere göre değişkenlik gösteren, ifade, örgütlenme ve toplantı özgürlüğüne yönelik yasal düzenlemeler bulunmaktadır. Yurttaşların toplumsal alandaki tartışma ve katılım biçimleri bu düzenlemeler doğrultusunda belirlenir. Toplumsal kesimlerin artan demokratik talepleri bu düzenlemelerin alanının genişlemesi ve daha özgürlükçü bir yapı kazanması doğrultusunda etkili olur. Var olan kurumsal mekanizmalara ek olarak yeni demokratik katılım biçimlerinin yurttaşlar tarafından yaratılabileceği anlamına gelir. Bu da halk katılımının süreklilik kazanması ve politikalar üstünde etkili olabilmesi açısından büyük önem taşır. Bireysel hak ve özgürlüklerin gerçekleştirilmesi yanında toplumsal sorunların çözümüne yönelik dönüşümlerin olanaklı olduğu düşüncesini yaratır.

Bir diğer önemli nokta yurttaşların katılım konusunda deneyim kazanmaları ve farklı katılım yolları üstüne bilgi sahibi olmalarıdır. İnsanların katılım deneyimi kazanmaları ihtiyaç ve sorunlarını karşılıklı olarak tartışabilme ve bilgi paylaşımı yapabilme konusunda iletişimlerini güçlendiren bir etkendir. Katılım deneyiminin artması ile yurttaşların karar alma süreçlerine katılım düzeyleri de yükselir. Kurumlar ve yurttaşlar arasında yetki paylaşımının bir gereği olarak hangi politikaların uygulanacağını belirleme konusunda söz sahibi olabilir, siyasetçilerin ve idarecilerin aldığı kararları izleyebilir ve uygulanan politikaların sonuçlarını değerlendirebilirler. Toplumsal ihtiyaçların karşılanması ve kaynakların tahsisi düzeyinde düşünüldüğü zaman katılımcı uygulamalar sayesinde kamusal hizmetlerin daha etkili sunulması sağlanabilir. Yönetim kurumları tarafından katılımcı uygulamaların etkin biçimde hayata geçirilmesi halkın gelişmeler hakkında zamanında haberdar edilmesini ve geribildirim alınmasını gerektirir. Karar alma süreci boyunca halkla yüz yüze iletişim kurarak isteklerini anlamak, hatta kimi durumlarda -örneğin mahallelerine yapılması planlanan bir park konusunda- son sözü halka bırakmak demokratik biçimde karar almayı ve etkili hizmet sunmayı sağlayabilir.

Ancak kimi durumlarda yasalar ve hükümetlerin uyguladığı politikalar halkın talep ve ihtiyaçlarına denk düşmemektedir. Bu durumun temel nedenleri arasında seçimler dışında halkın karar alma sürecine aktif katılımını sağlayacak mekanizmaların geliştirilememesi[1], sorunların etkin biçimde tespit edilememesi ve kaynakların ihtiyaçlara uygun olarak dağıtılamaması sıralanabilir. Taleplerin ifade edileceği bürokratik mekanizmalar ise yurttaşların müdahil olamayacakları derecede karmaşık olabilir. Bu etkenler merkezi düzeyde halk katılımını zorlaştırmaktadır. Bu nedenlerle yurttaşların artan katılımı kurumsal yapıların demokratikleşmesi konusunda her zaman bir güvence sağlamaz. Katılımın etkin bir şekilde gerçekleşebilmesi için devletin, halkın demokratik haklarını kullanabilmesi doğrultusunda uygun zemini oluşturma sorumluluğu vardır. Örgütlenme özgürlüğü, ifade ve toplantı özgürlüğü haklarının yasalarla güvence altına alınması ve pratikte işliyor olması gereklidir. Bu haklar, adalete erişim ve yasalar önünde eşitlik ile birlikte yurttaşlık haklarının temelini oluşturur. Ancak her yurttaş bu haklarını kullanarak karar alma süreçlerine eşit düzeyde katılım sağlayacak olanaklara sahip değildir. Ekonomik ve kültürel eşitsizliklerin doğurduğu farklılıklar ve engeller nedeniyle pek çok insan düşüncelerini ve ihtiyaçlarını ifade ederek aktif bir katılım gerçekleştirememektedir. İlaveten, savaşlardan etkilenerek ülkelerini terk etmek zorunda kalan mülteciler ve göçmenler gibi gruplar yurttaş olmanın getirdiği hakların dışında kalmaktadır. Bir insan hakkı olarak katılım ancak çeşitli toplumsal kesimlerin ekonomik refahtan pay alması, kaliteli eğitime ulaşabilmesi, sosyal adaletin sağlanması ve “hak sahibi olma hakkı”nın tanınması ile etkin biçimde gerçekleşebilir. Yine, katılım süreçlerine dâhil olma konusunda zorluk yaşayabilen çocuklar, yaşlılar, engelli bireyler ve kadınlar gibi toplumsal gruplar için kurumsal destek mekanizmaları oluşturulması önemlidir. Bunlara örnek olarak binalara fiziksel erişimin rahat olması, çocuk bakımı konusunda iş yerleri ve mahallelerde kreşler gibi uygun devlet olanaklarının yaratılması, kurumların bu konularda kapasitelerinin geliştirilmesi için eğitimler yapılması ve katılım süreçlerine dair bilgilerin açık ve anlaşılır biçimde herkesle paylaşılması verilebilir.

[1] Temsili demokrasinin halkın karar alma süreçlerine katılımı konusunda karşılaştığı sorunlar Avrupa Birliği ülkelerinde de tartışılmaktadır. Bu çerçevede kurumların yurttaşların taleplerine duyarlılığını arttırmak yönünde uygulamalar geliştirilmekte; kurumsal işleyişlerin değişmesi yönünde çalışmalar yapılmaktadır. Örneğin Lizbon Antlaşması’ndan sonra oluşturulan Avrupa Vatandaş İnisiyatifi [Link] çerçevesinde AB yurttaşları 28 üye ülkenin 7’sinden 1 milyon imza toplayarak çevre, tarım, halk sağlığı, ulaşım gibi konularda Avrupa Komisyonu’na önemli gördükleri bir konuyu gündeme alması için çağrı yapabilirler. Bu durumda komisyon konuyu gündeme almak ve halka görüşünü bildirmekle yükümlüdür.